Karacaoğlan Söylencesi

İsmet İpek Yazıyor Türk halk edebiyatının kilometre taşlarından Karacaoğlan?a dair bilgiler kısıtlıdır. Osmanlı devrinde divan edebiyatı şairleri için tutulan ?şecere? veya ?tezkere? halk âşıkları için tutulmamıştır. Halk şairlerinin şiirleri cönk denilen uzun defterlerde toplanmıştır. Karacaoğlan?la ilgili en doğru bilgiler 1831-1911 yılları arasında yaşamış olan Akşehirli Ahmet Efendi?nin yazdıklarıdır. Karacaoğlan?ın 17. Yüzyılda Çukurova?da yaşamış olduğu araştırmacıların ortak kanısıdır. Karacaoğlan için Çukurova halkının anlattıkları da bu kanıyı destekleyen kaynaklar arasında sayılmıştır. Anlatılara göre Karacaoğlan?ın asıl adı Hasan?dır. Bir yaşına basmadan öksüz, beş yaşına basmadan yetim kalmıştır. Hasan?a Serdengeçti Osman sahip çıkmış, babalık yapmıştır. Kimdir Serdengeçti Osman? Serdengeçti Osman, kanımca Kınık eşrafından Hacı Osman Ağa?dır. Adı 1691 tarihli Kınık Sınırnamesinde adı geçen Hacı Osman Ağa olmalıdır. Kınık eşrafından Hacı Osman Ağa öldükten sonra kurulan Hacı Osmanlı Köyü onun adı olmalıdır. 1865 yılında bu köyde kurulan Osmaniye?nin bugünkü Hacıosmanlı Mahallesi?nin adı ile aynıdır. Yani Karacaoğlan?a babalık yapan Osman, Osmaniye?nin yerindeki Kınık şehrinin eşrafından Hacı Osman?dır. Adana Müze Müdürü Ali Rıza Yalgın, 1929 yılında gittiği Feke?nin Gökçeli köyünde Karacaoğlan türkülerini derlemiş, toplamış ve yayınlamıştır. Şimdi de Çukurova?da anlatılan Karacaoğlan söylencesini hatırlayalım. Evlenme çağına gelen Hasan, babalığı olan Kınık eşrafından Osman?ın evlendirmek istediği kızı beğenmez. Ama bu düşüncesini de babalığına söyleyemez. Düğün hazırlıkların yapılırken evi terk eder. Gece gündüz demeden, dağ, tepe dinlemeden gider. Bir gün yorgun halde bir ulu çınarın altında dinlenirken piri fani bir ulu kişi yanına gelir. Bir tas su verir. Der ki; ?İç şunu! İç ki yorgunluğun, dargınlığın son bulsun. Dilin şen, gönlün gülşen olsun!? Suyu içen Karacaoğlan kendine gelir. Yorgunluğu üstünden gidiverir.  İçinden saz çalıp türkü söylemek gelir. Alır sazı eline, yeniden yollara düşer. Köy köy, oba oba gezer. Söylediği türküler Türkmen obalarında yayılır gider. Günler, aylar geçer. Karacaoğlan?ın gönlü, Obabaşı Boran?ın biricik kızı Elif?e düşer. Derdini içine gömer, gizlice obayı terk eder. Diyar diyar, yayla yayla gezen Karacaoğlan?ın yolu tekrar Elif?in obasına rast gelir. Elif ile Karacaoğlan evlenirler. Karacaoğlan obalılara yine saz çalar, türkü söyler. Mutluluk içinde geçinip giderler. Oba içinde Köse Veli denilen bir obalı da Elif?i istemektedir. Köse Veli bir gece Karacaoğlan başka yerde iken gizlice Elif?in çadırına girer. Bu olayı duyan Karacaoğlan Elif?in ihanet ettiğini zanneder. Gönlü kırık olarak Elif?i de obayı da terk eder, gider. Elif?in ömrü, yoldan her geçen her kervandan Karacaoğlan?ı sormakla geçer. Bir gün Karacaoğlan?ın obasından geldiğini söyleye bir Çerçi, Elif?e Karacaoğlan?dan bahseder. Çerçi, Karacaoğlan?a; Elif?i gördüğünü, saçlarının ağarmış ve hasta olduğunu söyler. Hala yolunu gözlediğini de ifade eder. Saçı sakalı ağarmış olan Karacaoğlan Elif?i görmek ister. Elif?in obasına gider. Obalılar bir tepede toplanmış haldedir. Elif?in ölmüştür, mezara defnedilmektedir. Karacaoğlan, Elif?in mezarının başına dut fidanı diker. İçin için iniler; ?Şu yalan dünyaya geldim geleli, Tas tas içtim ağuları sağ iken. Kahpe felek vermez benim muradım, Viran oldum mor sümbüllü bağ iken.? Bir daha türkü söylememeye karar veren Karacaoğlan, burada kalsın diye sazını Elif?in mezarının başına diker. Son nefesini verir. Obalılar da Karacaoğlan?ı orada bir başka tepeye gömer. Halk o tepelerde gecelerin biri mavi diğeri yeşil ışıkların hala yandığını söyler.