Bugün: 17 ARALIK 2017 Basında 30 Yıl!
Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 109.330
DOLAR 3,8677
EURO 4,5475
--
ALTIN 156,18

Kralların Değil Kuralların Hukuku968 defa okundu

kategorisinde, 22 Kas 2017 - 10:46 tarihinde yayınlandı
Kralların Değil Kuralların Hukuku

“Kralların değil kuralların hukukunu inşa edeceğiz”
Söz Sayın Cumhurbaşkanımıza ait.
“Biz ancak Allah’a eğiliriz. O da rükuda ve secdede”
Bu sözü de sayın Cumhurbaşkanı sıklıkla kullanır.
Peki nedir amaç.
Neden bu cümleler bu kadar sık kullanılır.
Bir.
Hukuk güçlünün de güçsüzün de haklarını aynı ölçüde korumalıdır.
İki.
Kıbleniz güç olmasın.
Ne demek bu.
Şu demek ki, günebakan çiçeği gibi olmayın.
Yani.
Daha anlaşılırı Güneşe göre yönünü değiştiren ayçiçeği gibi olmaktan kaçının.
İşte o zaman güçlü olursunuz.
O zaman kişilik bulursunuz.
Aksi halde.
Gelene ağam gidene paşam…
Kişiliksiz olursunuz.
Ve dahi siz siz olmaktan çıkarsınız.
Bunun kötü yanı da şu.
En yakın dostlarınız bile sizin gerçek yüzünüzü artık göremez.
Uzatmadan örnekler aktaracağım.
Ülke dört bir yandan kuşatılmış.
Halk bitkin, yorgun…
Yukarıda yazdığım gelene ağam gidene paşam diyenler var ya.
İşte o davranışların olumsuz etkileri görülmeye başlanmış.
Kimi alçaklar mandacılığı bile kabul edecek konuma gelmiş.
Milletin üzerinde bir ölü külü.
Hayret diyor şair.
Hayret ki ne hayret.
Geçmiş Türk kavimlerini, Osmanlıyı düşünen şair hayretler içerisinde.
Ve alıyor kalemi eline.
“Sen bu değildin ey Türk Çocuğu” diyerek yazıyor.
Moral veriyor.
Güç veriyor.
Psikolojik destek veriyor.
Yükleniyor mısralara…

“Ey dipdiri meyyit, “iki el bir baş içindir”,
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin”

“Nerde Ertuğrul’u koynunda büyütmüş obalar?
Hani Osman gibi, Orhan gibi gürbüz babalar?
Hani bir şanlı Süleyman Paşa? Bir kanlı Selim?
Âh, bir Yıldırım olsun göremezsin, ne elîm!”

Sitemdedir şair.
Lakin uyandırmak gerekiyor milleti.
Moral vermek, güç vermek.
Ve de müjdelemek.

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’d ettiği günler Hakk’ın.
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın”

Kolay olmuyor insanlardaki ye’si kırmak.
En azından azaltmaya uğraşıyor şair.
Gençleri muhatap alarak yazıyor da yazıyor.
Bıkmadan usanmadan.

“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, eminim budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle,
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle”

“Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…
Sesler de: “Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş !
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da “yapışsam…” demiyor bir tarafından !”

Demek değişen çok da fazla şey olmamış diye düşünüyor insan.
Bizler de konuşuruz.
Eleştiririz.
Yıkarız cümlelerle ortalığı.
Lakin.
Çözüm için bir sayfa dilekçe yazmayız.
Çekiniriz şerden beladan.
O zaman anlıyorsunuz Necip Fazıl’lar gibilerin neden büyük adamlar olduğunu.
Çekinmediğini, korkmadığını ifadeyle rakibine korku salan bu insanları.
“Bütün yollar tükense mezarında bekleyeceğim seni diyor”.

“Seni korkutacak geçtiğin yollar
Arkandan gelecek hep ayak sesim
Sarıp vücudunu hayalî kollar
Enseni yakacak sıcak nefesim.”
“Hırsım gibi sonsuz yaşarsan sen de
Ben ölümle sırdaş olur beklerim.
Hırsıma toprağı rakip etsen de
Mezarında bir taş olur beklerim”

İşte bunun için büyük bu insanlar.
Uğraş diyor.
Çabala.
Gayret et.
“Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!”

Tüm çabaların elbet bir de devlet katında karşılığı oluyor Necip Fazıl’a.
Zindan…
Oradan da yazıyor Şair.

“Zindan iki hece. Mehmed’im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam, boynunda yafta
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? Belki Daha ölmedim!”

Hala ümit veriyor.
Ölmedim diyor.
Kavuşacağız diyor.
Ve vatana sahip çıkmayanlara farklı bir ses bu kez Nazım’dan geliyor.

“Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
Günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?”

Vatan kurtuluyor ama kurtarıcılar hapiste.
Bir kısmı sürgünde.
Bir kısmı zindanda.
Ve.
“Baba katiliyle baba bir safta”
At izi, iti izi birbirine karışmış.
Ve şimdi sözüm Osmaniye’ye, Osmaniyeliye.
Sayın Cumhurbaşkanının sözüdür.
“Artık Çankaya ile millet arasında bir engel yok. Milletin iradesi tam manasıyla tecelli etmiştir. Millet Çankaya’nın yıldızını ehline emanet etmiştir”
Sayın Cumhurbaşkanının bu sözünü emanet alarak dileklerimizi aktarıyoruz.
İnşaallah Osmaniye’nin de yıldız yerleri ehillerine teslim edilmiştir.
Edilmiştir de…
Bazı sıfatlardan kurtarırlar bizi.
Örneğin.
Mutsuz ve okumayan şehir olmaktan.
Beyin göçü veren şehir olmaktan.
Ülkenin yaşanacak en son sıralarındaki şehir sıralamasından.
Ve dahi.
Memleket değerlerine sahip çıkamayan şehir olmaktan kurtuluruz.
Şahsen bu satırların yazarı olarak ümitvarım.
Herşeye rağmen ümitvarım.
Ve son sözüm, emaneten.

“Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, Gün batmış, ebed bizimdir!

Mutlu haftalar dileklerimle.

Paylaş

Haber Editörü : Tüm Yazıları
mm
YORUM YAZ