Doç. Dr. Adem Palabıyık: “Edirne ve İmralı arasında örgüt içi bir hesaplaşma yakındır”

Doç. Dr. Adem Palabıyık: “Edirne ve İmralı arasında örgüt içi bir hesaplaşma yakındır”

Doç. Dr. Adem Palabıyık: “Edirne ve İmralı arasında örgüt içi bir hesaplaşma yakındır”

Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kültürel ve Sosyal Çalışmalar Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Adem Palabıyık, Edirne ve İmralı arasında örgüt (HDP/PKK) içi bir hesaplaşmanın yakın olduğunu söyledi.
Doç. Dr. Adem Palabıyık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Edirne’deki en büyük hesabı İmralı’dakine verecek. Zannediyor ki her yer şu anda tozpembe, onların da kendi içinde ayrı bir hesaplaşmaları var, bu hesaplaşmayı da yapacaklar” yönündeki açıklamalarını hatırlatarak, siyaseti iyi okuyabilen karizmatik bir Cumhurbaşkanına sahip olunduğunun kanıtı olduğunu ifade etti. Palabıyık, “Tartışılmaz gerçek şudur ki, AK Parti ülkemizin siyasi tarihinde Kürtlerin en fazla oy verdiği ve oy vermekten de vazgeçmeyeceği en büyük siyasi hareket ve partidir. Kürt halkı tercihini ‘Erdoğan’ isminden yana kullanmıştır. Bu sebepten Kürt olgusallığı ile PKK sorunu iki ayrı başlıktır. Ve biliyoruz ki, PKK’nın lideri yakalanmadan önce Öcalan’dı fakat yakalandıktan sonra birçok defa PKK kendi liderlik kadrosunu oluşturmaya çalıştı ve Avrupa’dan gelen önerilerle Demirtaş’ı tercihe yöneldiler. Bunun en büyük kanıtı ise çözüm sürecinin bittiği 2014-2015 yıllarında meydana gelen olaylardır. Öcalan, çözüm sürecinin devam etmesi talimatını verip, PKK’nın Türkiye’yi terk etmesini isteyince, PKK ve HDP içindeki şahin kanat bu kararı bir süre sonra hiçe saymış ve kendi bildiğini okumuştur. Hatta bir PKK yöneticisi ‘bizlere AB ülkeleri barışmayın, savaşın’ diyorlardı cümlesiyle Öcalan’ı saf dışı bırakmanın hesabını yapmışlardır. İkinci olarak HDP’nin eylemlerine karşı Öcalan’ın tavrıdır. Biliyoruz ki, çözüm süreci görüşmelerinde Öcalan, HDP’den gelen isimleri azarlamış ve ‘bu işi bilmiyorsunuz’ demiştir. Elbette bu, onların örgüt (HDP/PKK) içi çatışmasıdır. Çünkü PKK ve HDP ikileminin bir diğer ayağı bildiğimiz gibi Avrupa’dır. Avrupa, hiçbir zaman ülkemizin refah politik tavrını benimsemez, bunun yerine kaos üzerine hesap yapar, bunun da en bariz kanıtı PKK ve YPG gibi terör örgütlerinin ellerindeki silahların varlığıdır, buna ABD de dahildir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği, kendi içlerinde oluşan ve su yüzüne çıkacak bir iç hesaplaşma yakın olabilir. Eğer Demirtaş, Öcalan’ı alt edemeyeceğini düşünürse elbette biat edecektir" diye konuştu.

“Demirtaş’ın 6-7 Ekim olaylarına çağrısı, Öcalan’a karşı başarısız bir liderlik provasıydı”
PKK’nın ve HDP’nin, kendi dışlarında bir Avrupa aklı olduğunu ifade eden Palabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Barış ve Demokrasi Partisini çalışırken 2013 yılında Demirtaş ve birçok BDP vekili ile mülakat yapmıştım. Demirtaş ile yaptığım görüşmede ‘HDP içinde derin HDP var’ demişti. Bana göre ‘Derin HDP’, aslında PKK’nın Avrupa’nın siyasi aklıydı. O dönem Demirtaş, PKK’nın dışladığı Öcalan’a karşı bir koz veya rakip haline getirildi. Hem PKK hem de bazıları tarafından neredeyse parlatıldı ve piyasaya sunuldu. Elbette Öcalan bunu İmralı’dan izliyordu. Gelişmelere çok uzak değildi ve HDP’ye oy verenlere Öcalan isminin unutturulması çabasını fark etmişti. Demirtaş ve PKK, Avrupa ülkelerinin desteğiyle bu işi epey götürdü, ta ki 6-7 Ekim olayları yaşanana kadar. O gece Demirtaş tarihi bir hata yaptı, ‘Öcalan’a karşı lider olduğunu ispatlamak için’ halkı sokağa çağırdı, fakat bu çağrı fiyaskoyla sonuçlandı. Sonrasında ise bizzat HDP ve PKK tarafından Öcalan, artık sembolik bir isim haline getirilmeye çalışıldı, cismi vardı ama önemi yoktu. Sadece ismi anılarak salataya malzeme yapılıyordu, asıl pastayı yemek isteyen ise PKK ve HDP işbirliği ile birlikte Avrupa aklı ve Demirtaş’tı. Avrupa artık Demirtaş’ı istiyordu. Bu sebepten, çözüm süreci ve 6-7 Ekim olaylarından sonra Demirtaş hiçbir zaman barıştan yana olmadı. Hatta cezaevinde dahi can sıkıcı çağrılar yaptı, muhalefete yön vermeye çalıştı. Tek derdi Erdoğan’ın başarısız olmasıydı. Ama Cumhurbaşkanımız bu arada Kürt meselesini çözmüş, PKK sorunun çözümü içinde kolları sıvamıştı ve PKK’nın bölgedeki gücü yüksek oranda kırıldı. PKK’nın gücünün kırılması, Demirtaş’ı PYD ve Avrupa ülkelerine daha fazla itti, elbette bu itişte ABD’nin payı büyüktü. Bir de muhalefetin İmralı’dan olan biteni izleyen Öcalan, kendisinin unutturulmaya ve yerinin Demirtaş tarafından alınmaya çalışıldığını izlemeye devam ediyordu. Demirtaş’ın çabası Öcalan ismini unutturmak, güç kaybeden PKK yerine Avrupa, ABD ve muhalefet ile işbirliği yapmaktı ama bunun Kürt halkının isteği olup olmamasını önemsemiyordu. Tek amaç ebedi lider olmaktı. Örgüt içi çatışmalar ve liderlik tartışmaları her zaman olur, hele ki bu tutum terör ile ilişkili ise yarış daha da hızlanabilir. Kısacası Demirtaş, Öcalan’ı bypass edecek, barış kavramını unutturacak, PKK’nın yeniden güçlenmesine alan sağlamaya çalışacak, düşen seçim barajı sebebiyle muhafazakâr Kürtlerin dışlanabilmesi talimatını verecek ve PKK sorununu her koşulda gündemde kalmasını sağlayarak meseleyi kısır döngüye çevirmeye gayret edecekti. Öcalan hala Demirtaş’ın bu tavrını izliyordu ve kendisinin halka unutturulmak istendiğinin farkındaydı. Örgüt için bir hesaplaşma sebebiyle Demirtaş’ın, Öcalan’a hesap vermesi gerekecekti. Bu tür bir siyasi çıkarım yapmak da kolay değildir. Millet İttifakı’nın da ‘sözde’ Kürt meselesi için Demirtaş’ı muhatap almasının sebebi buydu. Muhalefetin de Demirtaş’ı parlatma çabaları gözden kaçmamalıydı. Hâlbuki Demirtaş, şu an suçlu olduğunu ve yargılandığını dikkate almıyorlardı. Muhtemeldir ki Öcalan, HDP’nin, CHP ve İyi Parti ile yakınlaşmasını dikkatle izleyecektir. Demirtaş’ın bunu görmezden gelerek, CHP ve İyi Parti’yi, HDP ile yan yana getirme çabası da yine örgüt içi hesaplaşmada Öcalan ile onu karşı karşıya getirecektir. Bu durumda Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi örgütsel yapı olarak kendi içlerinde ayrı bir hesaplaşma oluşturacaktır.”


Güncel 20.01.2022 18:18:27 0