SARIŞIN VE KARA

Osmaniye eski Valisi İsa Küçük'ü Bartın'dan meslektaşımız MURAT İZLER okadar güzel anlatmış ki, biz de alıntı yaparak yayınlıyoruz.

 MURAT İZLER

Valimiz isa Küçük’ün yazdığı sarışın ve kara isimli roman hakkında ilk haber Bartın’dan geldi. Bartın kitap fuarındaki söyleşide konuşan isa Küçük’ün eşi Emine Küçük, bir soru üzerine “romandaki Filiz ben değilim” diyor ve bu söz 28 Ekim 2019 günü yerel basında yer alıyordu. Haber daha sonra “o kadın ben değilim” başlığıyla tüm Türkiye’ye yayıldı.

Romanı okuyanlar görecektir, haber ilginç bir durum yarattı; sarışın ve kara 1965 yılının 28 Ekim günü sona eriyor. Rastlantıya bakar mısınız? Tam 64 yıl sonra romanla ilgili ilk haber yine 28 Ekim günü bir yerel gazetede çıkıyor. Bu tesadüf olabilir mi yoksa bir tanıtım planlaması mı?

Vali isa Küçük’ü tanıyanlar haklı olarak böyle bir ihtimali akıllarına getirmemiştir. Aslında ilginçlik bununla da bitmiyor; romanın 29 Ekim 1965 günü Cumhuriyet Bayramı törenlerini haber yapan yerel gazete haberleriyle bittiğini okumayı tamamladıktan sonra anlıyoruz. Ve roman hakkında ilk ses yine bir yerel gazeteden geliyor.

Saydığım garip rastlantılardan sonra valimizin eşi Emine Hanım, “romandaki Filiz ben değilim” derken acaba o tanıtım çalışmasını devam mı ettirdi? Bu kadarı da fazla dediğinizi duyar gibiyim ama romanın içinde Bartın ve Bartın’a ilişkin bilgiler olunca bunları düşünmeden edemiyor insan. İsa Küçük, acaba kendisini mi anlattı? 1965 yılı bir şaşırtmaca ve bir kurgu gereği mi? Bunlar, şimdilik cevapsız kalan sorular…

Vali İsa Küçük’ün merkez valiliği görevine atanması Bartın’ın 2012 yılı ÖSS’nde Türkiye birincisi olması haberi üzerine geldiği için çoğu Bartınlılar gibi ben de şaşırmıştım. Başarıdan dolayı ödül beklenirken merkeze atanmıştı. Kendisi görevden ayrılmadan Bartın’da çalışan eğitim yöneticileri ve bütün öğretmenleri başarı belgesi ile ödüllendirmişti. O günlerde kendilerine “merkez valiliği nedir ve valiler orada ne yapar” diye sormuştum. Espriyle yanıtlamıştı: “meslekte son terfiidir, bir çeşit sağırlar dilsizler okulu” demiş ve eklemişti “ama telgrafhane olarak kullananlar da vardır.” Birinci tanım ve niteleme anlaşılıyordu ama ikincisi? Bu tarifini onu yakından tanımaya çalışan takipçileri bilebilirdi…

Bartın üniversitesi öğrencilerinin mezuniyet törenindeki konuşmalarının birinde üniversitelilere Melih Cevdet Anday’ın Telgrafhane şiiriyle seslenmişti:

Uyuyamayacaksın

Memleketinin hali

Seni seslerle uyandıracak

Oturup yazacaksın

Çünkü sen artık o eski sen değilsin

Sen şimdi issiz bir telgrafhane gibisin,

Durmadan sesler alacak

Sesler vereceksin

Uyuyamayacaksın

Düzelmeden memleketinin hali

Düzelmeden dünyanın hali

Gözüne uyku girmez ki

Uyumayacaksın

Bir sis çanı gibi gecenin içinde

Ta gün ışıyıncaya kadar

Vakur metin sade

Çalacaksın

….

“BİR ZAMANLAR ANADOLUDA”

Prof. Dr. Şadan Gökovalı, İsa Küçük’ün “Başka Şeylerin Şiirleri” kitabını değerlendirdiği yazısında “ülkemizin yedi coğrafi bölgesinde mülki amirlik yapmış olan isa küçük, bulunduğu yerlerden çiçek toplar gibi dizeler biriktirmiş. Biriktirmekle kalmamış, bu güzellikleri bizimle paylaşmış” diyordu.  Sarışın ve Kara’yı okurken bu saptamanın haklı olduğunu bir kere daha gördüm. Romanda ülkemizin yedi bölgesinin bütün güzelliğine kültür ve folklorik değerleriyle yer verilmiş ve yazar, 1965 yılının Anadolu Coğrafyası üzerine tuttuğu bir kamera gibi okuru o yıllara götürüp olayları anlatıyor, geçe karanlığa gömülen Anadolu’da türküler eşliğinde nasıl canlı bir hayat yaşanıyor anlatıyor, anlatmakla kalmayıp yaşatıyor.

Vali İsa Küçük, merkez valiliği görevini sağırlar ve dilsizler okulu olarak algılamayıp o çok sevdiği “Telgrafhane” şiirinden ilham ve belki de destek alarak sesler alıp sesler vermeye devam ediyor.

Sarışın ve Kara’yı edebi açıdan değerlendirmek benim haddim değil; değerli yazar Ayla Kutlu “ilk romandan öteye” geçtiğini vurguladığına göre kaymakam ve valilerin yaşantılarını, çalışma koşullarını, imkan ve imkansızlıklarını, taşra’yı, taş-ra olarak ikiye bölerek yaratılan metaforun burgacında yaşananları merak edenler için okunmaya değer bulduğumu söylemem gerek. Gerçek olaylardan esinle yazıldığı belirtilen romanda olaylar “daristan” ilçesinde yaşanıyor. Belli ki yazar, mekânı kurgulamış, kahramanlarının adını değiştirmiş. 1965 yılı gazete haberlerinden alıntılarla olaylar gerçek bir zamana oturtulmuş. 1965, 27 Mayıs sürecinden sonra geniş katılımlı bir seçim kampanyasının yaşandığı ve tarihimizde İşçi Partisinin Meclise ilk defa milletvekili gönderdiği, Süleyman Demirel’in siyaset sahnesine çok güçlü olarak çıktığı bir dönemdir.

27 Mayıs ve anayasa tartışmalarından, I. Beş yıllık kalkınma planına, demokrasi korkusunun nasıl demokrasi sevincine dönüşeceğine, köyleri eğitim mi yoksa yol ve para mı kalkındıracağına, Sait Faik’in “Melahat” öyküsünden Yakup Kadri’nin “Yaban” romanına... uzanan çizgide cevapları okura bırakılmış sorular bir “sis çanı” gibi okuru bekliyor romanda.

İsa Küçük, yaşanan olaylar yazılmamışsa gerçekleşmiş sayılmaz dediği kitabında akla gelmedik olayları kendine özgü üslupla gerçek kılmaya çalışıyor. Bunu yaparken beklenmedik şekilde makasla kesilmiş gibi biten roman bir dağ köyünden yatılı okulu kazanan ilk öğrenci haberiyle bir devamı muştuluyor belki…

Sayın vali İsa Küçük iyi ki sizi tanımışız ve siz, iyi ki bu diyarlardan geçip giderken yüreğinize buralara, Anadolu’ya ait renkler, sesler ve ışıklar toplamışsınız. Şimdi onları tüm Türkiye’nin görüp duymasını istiyorsunuz. Bir okur olarak bize o “sis çanı” hiç susmasın demek ve size başarılar dilemek kalıyor. Kaleminize sağlık …

SARIŞIN VE KARA

                          MURAT İZLER

Valimiz isa Küçük’ün yazdığı sarışın ve kara isimli roman hakkında ilk haber Bartın’dan geldi. Bartın kitap fuarındaki söyleşide konuşan isa Küçük’ün eşi Emine Küçük, bir soru üzerine “romandaki Filiz ben değilim” diyor ve bu söz 28 Ekim 2019 günü yerel basında yer alıyordu. Haber daha sonra “o kadın ben değilim” başlığıyla tüm Türkiye’ye yayıldı.

Romanı okuyanlar görecektir, haber ilginç bir durum yarattı; sarışın ve kara 1965 yılının 28 Ekim günü sona eriyor. Rastlantıya bakar mısınız? Tam 64 yıl sonra romanla ilgili ilk haber yine 28 Ekim günü bir yerel gazetede çıkıyor. Bu tesadüf olabilir mi yoksa bir tanıtım planlaması mı?

Vali isa Küçük’ü tanıyanlar haklı olarak böyle bir ihtimali akıllarına getirmemiştir. Aslında ilginçlik bununla da bitmiyor; romanın 29 Ekim 1965 günü Cumhuriyet Bayramı törenlerini haber yapan yerel gazete haberleriyle bittiğini okumayı tamamladıktan sonra anlıyoruz. Ve roman hakkında ilk ses yine bir yerel gazeteden geliyor.

Saydığım garip rastlantılardan sonra valimizin eşi Emine Hanım, “romandaki Filiz ben değilim” derken acaba o tanıtım çalışmasını devam mı ettirdi? Bu kadarı da fazla dediğinizi duyar gibiyim ama romanın içinde Bartın ve Bartın’a ilişkin bilgiler olunca bunları düşünmeden edemiyor insan. İsa Küçük, acaba kendisini mi anlattı? 1965 yılı bir şaşırtmaca ve bir kurgu gereği mi? Bunlar, şimdilik cevapsız kalan sorular…

Vali İsa Küçük’ün merkez valiliği görevine atanması Bartın’ın 2012 yılı ÖSS’nde Türkiye birincisi olması haberi üzerine geldiği için çoğu Bartınlılar gibi ben de şaşırmıştım. Başarıdan dolayı ödül beklenirken merkeze atanmıştı. Kendisi görevden ayrılmadan Bartın’da çalışan eğitim yöneticileri ve bütün öğretmenleri başarı belgesi ile ödüllendirmişti. O günlerde kendilerine “merkez valiliği nedir ve valiler orada ne yapar” diye sormuştum. Espriyle yanıtlamıştı: “meslekte son terfiidir, bir çeşit sağırlar dilsizler okulu” demiş ve eklemişti “ama telgrafhane olarak kullananlar da vardır.” Birinci tanım ve niteleme anlaşılıyordu ama ikincisi? Bu tarifini onu yakından tanımaya çalışan takipçileri bilebilirdi…

Bartın üniversitesi öğrencilerinin mezuniyet törenindeki konuşmalarının birinde üniversitelilere Melih Cevdet Anday’ın Telgrafhane şiiriyle seslenmişti:

Uyuyamayacaksın

Memleketinin hali

Seni seslerle uyandıracak

Oturup yazacaksın

Çünkü sen artık o eski sen değilsin

Sen şimdi issiz bir telgrafhane gibisin,

Durmadan sesler alacak

Sesler vereceksin

Uyuyamayacaksın

Düzelmeden memleketinin hali

Düzelmeden dünyanın hali

Gözüne uyku girmez ki

Uyumayacaksın

Bir sis çanı gibi gecenin içinde

Ta gün ışıyıncaya kadar

Vakur metin sade

Çalacaksın

….

“BİR ZAMANLAR ANADOLUDA”

Prof. Dr. Şadan Gökovalı, İsa Küçük’ün “Başka Şeylerin Şiirleri” kitabını değerlendirdiği yazısında “ülkemizin yedi coğrafi bölgesinde mülki amirlik yapmış olan isa küçük, bulunduğu yerlerden çiçek toplar gibi dizeler biriktirmiş. Biriktirmekle kalmamış, bu güzellikleri bizimle paylaşmış” diyordu.  Sarışın ve Kara’yı okurken bu saptamanın haklı olduğunu bir kere daha gördüm. Romanda ülkemizin yedi bölgesinin bütün güzelliğine kültür ve folklorik değerleriyle yer verilmiş ve yazar, 1965 yılının Anadolu Coğrafyası üzerine tuttuğu bir kamera gibi okuru o yıllara götürüp olayları anlatıyor, geçe karanlığa gömülen Anadolu’da türküler eşliğinde nasıl canlı bir hayat yaşanıyor anlatıyor, anlatmakla kalmayıp yaşatıyor.

Vali İsa Küçük, merkez valiliği görevini sağırlar ve dilsizler okulu olarak algılamayıp o çok sevdiği “Telgrafhane” şiirinden ilham ve belki de destek alarak sesler alıp sesler vermeye devam ediyor.

Sarışın ve Kara’yı edebi açıdan değerlendirmek benim haddim değil; değerli yazar Ayla Kutlu “ilk romandan öteye” geçtiğini vurguladığına göre kaymakam ve valilerin yaşantılarını, çalışma koşullarını, imkan ve imkansızlıklarını, taşra’yı, taş-ra olarak ikiye bölerek yaratılan metaforun burgacında yaşananları merak edenler için okunmaya değer bulduğumu söylemem gerek. Gerçek olaylardan esinle yazıldığı belirtilen romanda olaylar “daristan” ilçesinde yaşanıyor. Belli ki yazar, mekânı kurgulamış, kahramanlarının adını değiştirmiş. 1965 yılı gazete haberlerinden alıntılarla olaylar gerçek bir zamana oturtulmuş. 1965, 27 Mayıs sürecinden sonra geniş katılımlı bir seçim kampanyasının yaşandığı ve tarihimizde İşçi Partisinin Meclise ilk defa milletvekili gönderdiği, Süleyman Demirel’in siyaset sahnesine çok güçlü olarak çıktığı bir dönemdir.

27 Mayıs ve anayasa tartışmalarından, I. Beş yıllık kalkınma planına, demokrasi korkusunun nasıl demokrasi sevincine dönüşeceğine, köyleri eğitim mi yoksa yol ve para mı kalkındıracağına, Sait Faik’in “Melahat” öyküsünden Yakup Kadri’nin “Yaban” romanına... uzanan çizgide cevapları okura bırakılmış sorular bir “sis çanı” gibi okuru bekliyor romanda.

İsa Küçük, yaşanan olaylar yazılmamışsa gerçekleşmiş sayılmaz dediği kitabında akla gelmedik olayları kendine özgü üslupla gerçek kılmaya çalışıyor. Bunu yaparken beklenmedik şekilde makasla kesilmiş gibi biten roman bir dağ köyünden yatılı okulu kazanan ilk öğrenci haberiyle bir devamı muştuluyor belki…

Sayın vali İsa Küçük iyi ki sizi tanımışız ve siz, iyi ki bu diyarlardan geçip giderken yüreğinize buralara, Anadolu’ya ait renkler, sesler ve ışıklar toplamışsınız. Şimdi onları tüm Türkiye’nin görüp duymasını istiyorsunuz. Bir okur olarak bize o “sis çanı” hiç susmasın demek ve size başarılar dilemek kalıyor. Kaleminize sağlık …