Bahri Çolpan

Tarih: 03.02.2026 14:22

Eleştiriye Neden Bu Kadar Kapalıyız?

Facebook Twitter Linked-in

Merhaba çok kıymetli okuyucularımız,

 

Osmaniye’nin yıllardır aşamadığı, belki de en büyük kronik sorunlarından biri eleştiriye kapalı olmamızdır. Oysa eleştiri; insanı, kurumu ve şehirleri geliştiren en temel araçlardan biridir. Hataları görünür kılar, eksikleri gösterir, bakamadığımız ve göremediğimiz yerlere ışık tutar. Gelişmiş toplumlarda eleştiri bir tehdit değil, bir fırsat olarak görülür.

Ne yazık ki, bizde durum tam tersi oluyor. Osmaniye’de herhangi bir konuda eleştiri yaptığınız anda, konunun içeriği tartışılmadan kişisel saldırılar başlıyor. Yanlış nerede, eksik ne, nasıl düzeltilir yerine; “Kim eleştirdi?” sorusu öne çıkıyor. Eleştiriyi yapan hedefe konuluyor, eleştirinin kendisi ise yok sayılıyor.

Oysa gelişmiş toplumlarda hem yöneticiler hem de vatandaşlar eleştirinin peşindedir. Çünkü bilirler ki denetlenmeyen, eleştirilmeyen hiçbir yapı sağlıklı ilerleyemez. Bu noktada yıllar önce yaşadığım bir anıyı hatırlatmak isterim. Osmaniye İl Emniyet Müdürü olarak görev yapan Zekeriya Balkar bey, bir kahvehanede halk buluşması düzenlemişti. Toplantıya çağırılanlara söylediği ilk cümle şuydu:

“Bizi eleştirin. Yanlışlarımızı gösterin ki hatalarımızı düzeltelim.”

Bu yaklaşım, eleştirinin nasıl algılanması gerektiğinin en net örneklerinden biridir. Eleştiri; kızılacak değil, teşekkür edilecek bir davranıştır. Çünkü iyi niyetle yapılan her eleştiri, bir adım ileri gitme imkânı sunar.

Kendi paylaşımlarımda da eleştiriler alıyorum. Haklı olanlara bakıyor, eksik veya hatalı olduğum noktaları düzeltmeye çalışıyorum. Aynı hatayı tekrar etmemek için çaba gösteriyorum. Ancak alaycı, küçümseyici ve hakaret içeren sözlerin eleştiriyle bir ilgisi yoktur. Bu tarz yaklaşımlara da kimden gelirse gelsin mesafe koyuyorum.

Artık Osmaniye olarak şu alışkanlıktan vazgeçmemiz gerekiyor: Eleştirenleri linç etmek. Bunun yerine dönüp “Acaba burada bizim bir hatamız var mı?” sorusunu sormalıyız. Kendi yanlışımızı düzeltmediğimiz sürece, başkasını susturarak hiçbir yere varamayız.

Yıllardır neden bir adım ileri gidemediğimizin cevabı da tam olarak burada yatıyor. Eleştiriye kulak asmayan, hatayla yüzleşmeyen ve kendini geliştirmeyen bir şehir, ne yazık ki yerinde saymaya mahkûmdur.

Eleştiri düşmanlık değil, aynadır. O aynaya bakmayı reddettiğimiz sürece, değişimi de reddetmiş oluruz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —